Hayat; senin yaşattığın kadardı…

21 06 2008

Tüm tümceler yarım kaldı…
Hayat; senin yaşattığın kadardı…

Gökten düşen gül yaprakları altında
Dikenler içinde kalmışım…
Bir duaya kalkan ellerim güllerle sevişirken
Ayaklarıma batan dikenleri umursamamak mümkün değil…

Yüzüne toz düşmüş gönül albümümde
Lügatimden harflerim çalınmış…
Gömlek tersten giydirilmiş içimde ki çılgın çocuğa…
“Tehlikeli” damgası vurulmuş düşlerime…

Güvenim kaybolmuş…
Benliğime el konulmuş…
Fırtınalı denizlerde küreksiz bırakılmışım…

Hayat; senin yaşattığın kadardı…
Yaşattıkların hayatıma eşdeğerdi…
Şimdi tek yönlü yolda, ters yöne gidiyorum tam gaz…
Varlığını tadıp yokluğuna alışmaksa yazgım…
Ya yazım silinsin ..! Ya da…………!



(İki)Kefen-(Tek)Can

21 06 2008

Vurgun yemiş yüreğim rüyalarda bile senin ismini inliyor…
Yakarıyor Rabbine seni diliyor…
Ben senin;
Başımı göğsüne bastırıp yürekten bir ( of ) çekerek sarışını,
Gözlerinin içindeki gülüşü sevdim…
Ben senin;
Bana en kırgın-en öfkeli olduğun anlarda bile Allah’a iyi olmam için dualar etmeni,
Beni kendi gözünden sakınarak sevmeni sevdim…
Ben Sen(i) ;
Bir bedenin yaşamak için mecbur olduğu ruh(a) hissettiği o tarif edilemez tutkuyla sevdim..!

Ana(min) bizim için döktüğü gözyaşlarında,
Baba(min) iç çekişlerinde gördüm seni…
Gidişinden sonra Allah katında ki melekler bile ağladı iki bedende varolan tek can(ın) ayrılışına..!

Dualarımın sonunda ki âminlerim gibi vazgeçilmezimdin… İnancımdın…
Şimdi bir besmele telaffuzuna bile yetmez oldu gücüm…

Yoksun…
Aynaya her bakışımda yüzümdeki küskünlük, gözyaşı… En güzel günlerini, sevdiğini yitirmiş bir insanın yüzünde oluşabilecek tüm ifadeler senin yokluğunu simgeliyor…
Ben senmişim aslında…
Kişiliğimdeki Sen(i) sen çıkardın ortaya…
Sen gibi bakıyorum hayat denilen oyuna ..
Yansımamdaki gözlerim gün geçtikçe senleşiyor biraz daha…

Bir gülüşe bin gözyaşı ödeten Rabbim şahit olsun ki;
Cenneti çalsam diyorum ..!
Huzur bulasın diye Cennetten bir parça alıp yüreğine koysam…
Bilirim ki bu benim Cehennemliğime… Seninde bana tutsaklığına sebeptir…

Yüreğimde şimşek gibi çakan isyankâr zamanlarımın bedelini ödüyorum şimdilerde…

Benim yargılanışım farklı olacak.!
Suçum sırf huzur bulasın diye Cennetten sana bir parça çalmak… Cezam kabulümdür…

Bir Kefene İki Can Sığdı ….!!!!

Beni benden iyi bilen yanım; senin günahlarınla beraber yanmaya razıyım Cehennemin keskin ayazında…

Meleklerle restleşirken âlem katında, tek meleğin “sen” olduğunu ilan edicem Mahşer halkına…

Gök kubbenin 7. katında - 77 millete - 77 dilden senin ismini haykırarak zikredicem …

Özüme kelepçelenmiş, ruhuma işlenmiş, etimle kemiğim arasında yer etmiş, aldığım her nefesin derinliğine hükmeden varlık… Masumluğuna hüzün katan her varlık; benim günah defterimde imzama sebep olur…

Sen ki kelebeklerin kanadısın…



Son Cümle Kuruşlarım…

21 06 2008

İşte sen oradasın yine…
Hala aynı ve hala eskisi gibi…
El ele verdiğimiz zaman dünyayı kucaklardık…
Ama şimdi..!
Şimdi gözyaşlarım bir
“intihar Çiçeği”
nin üzerine damlamakta..!
Ölmek isteyişim hakim her anıma… Aklımda, fikrime, ruhuma, yüreğime…
Fakat;
“Başka bir gün”,
Başka bir gün ölürüm..!
diyorum her seferinde. Yarına erteliyorum kısacası…
Sebep sensin..!
Durduran sensin..!
Tam o vazgeçiş anında >>> gözlerin geliyor aklıma;
Gülüşün geliyor aklıma,
Bakışın, sarılışın…
Kurşuna meydan okuyuşlarım geliyor aklıma…
ve işte son..!
Sensiz kalmak geliyor aklıma…
BEN SENSİZ DEĞİLİM…
Sensizliği istemediğim için
“vazgeçiyorum”
her ölümden…
Bana kalsa;
Çoktan geçmişim bu “bok”tan dünyadan..!
Ama herşeyin bir sonu var.
Benim sonum, eminim ki..!
Ya seni unutmak olacak… Ya da ölmek olacak.
…ve şunu da bilki bedenim uykuda zaten.
Hazır sayılır yani…
Biz seninle çok güzel olduk…
Hemde çok çok güzel olduk…
Fakat anlıyorum ki;
Yaşamak kadar güzel olamamışız… Yoksa yaşamayı düşünürdük şimdi ikimizde..!
Bunlar son sözler..!
Son imzalar..!
Son yazışlar..!
Son cümle kuruşlarım…
“Seni unutacağım..!”
Ama unutuna kadar yaşam kaynağımsın………….


Sebebimi Sormayın

21 06 2008

Bu düzeni bozuk dünya yalan…

Bir volkan patladı ..!
Yüreğim kendini parçalarcasına, kurşun gibi sıkmakta damarlarıma nefreti. Uzak durma vaktidir şimdi benden… Ben bile benden kopmuşken kimse ortak olmak istemesin bu meseleye… Bir mesele ki bu anlatılmaz… Hayatıma can veren damarlarıma vurucam neşteri…Sebebimi sormayın…

Ben ki hayata her zaman meydan okuyan… Ben ki merhamet olgusuna her zaman yenik düşen… Ben ki yıkılmaz, değişmez ve de erişilmez değerleri olan…

Ben beni bildim bileli her şey sahteymiş meğer…

Saklanan gerçeklerde, hayata duruşum olan doğrularımla yüzleşmek ve bir şey yapamamak da varmış kaderde…

Şimdi ne bir meydan okuyuşum var hayata… Ne bir merhamet hissiyatım, ne de sağlam bir dayanağım… Dünyam harabe, enkaz altında kalmışım ve “çıt”ımı bile çıkarmıyorum… Her şey bir anda anlamını yitirir mi? Sayenizde…

“Madem düzen bozuk o zaman kendi düzenimi kendim kurarım” derdim hep… Her şey alabora…

Şimdi iyice saldım iplerini hırçınlığımın… Hiçbir değer olgusunun önemi yok gözümde… Sayenizde…

Hayata kahrettiren şey hiç kuşkusuz şu ki;
Kendini adadığın insanların, soluğunu paylaştığın insanların seni çiğneyip geçmesidir…
Sayenizde…

Şimdi bir küslük antlaşması imzaladım umutlarımla…
Sebebimi sormayın…
Bedelini ödüyorum… Sayenizde…

Gökten bir el uzansın istiyorum, felç etsin yüreğimi…
Çünkü;

Her gün biraz daha derinden,
Her gün biraz daha kapkaralığına bu ölümü,
Aç ve arkasız,
Köpekleşerek,
Yaşamak dersen…
Bu yürek “çat” diye çatlasın lan..!

Sizler sadece şahit olun bu yazıya.
Sebebimi sormayın…



Hüsran işgalindeyim…

21 06 2008

Kalem kılıca kafa tutarcasına haykırmakta yaşananları…
Dil susmuştur artık…
Hisler seyirci rolünde…
Gönül, zırhını kuşanmış bağıra bağıra davet etmekte yangınları…
Bundan böyle kaybedecek bir şey yoktur…

Bıçağın kemiğe dayanmasına ramak kala,
Belki de son sevişmedir kalemle parmak arasında…

Bir canın oluşu ve yok oluşu arasına sığdırılan bu acılar çok fazla…
Alın yazısı denilen yazgıya itirazım var..!
“Hayat” denilen sahnede rolüme itirazım var..!
Öyle bir sahne ki;
Maskeli balodan farksız…
Sahteliğinle yüzleşmeye gücün varsa ve yiğitsen aynalara bak…

Güneşimi çamurla sıvayan ellere inat gülümsedim ışığa yıllarca…

Şimdilerde bir yara aldım ki sorma…
Hüsran işgalindeyim…
Küfür denilen zehire bulaştım bulaşalı…
Hayata dair ne varsa dilimden aldı nasibini…

Hayatımın ırzına geçtiler…
Hayat dediklerim!!!



And Olsun

21 06 2008
Yarınlara and olsun ki…
“Aşk” a inancı kalmayan biri için aşk ne demektir bilir misin?
Dönülmez tövbelere koca bir ömrü sığdırdım…
Kanlı bıçaklı savaşırken duygularımla…
Yüreğimi hissizliğe mühürledim …
Ölü topraklar serptim üzerine…
Varsın adım “duygusuz” olsun dedim…
Allah’ a gözyaşlarımla dualar ettim… Konuştum… Kahrettim… Lanet ettim… İsyanlarım da oldu bazen… Utandım kendimden… Baktım insanlara şükrettim…
Yalvardım sonra…
Bir gün gökten bir damla düştü gönlümün tam ortasına… Uzun zaman sonra ilk defa hislerimi hissettim… Önce Allah’a baktım sonra O’na… Sendeledim, içimde kıyamet sancıları… Gülümsedi…
İki ucun arasında gezinen ruhum bedene yapıştı sımsıkı… Yaşa diyor bana “yaşat..!”
Kahreden hayatta tek mutluluğum olmaya hazırsan eğer…
İçimde ki isyanlara şefkatinle dur diyebileceksen eğer…
Bekle orada…
O harabeyi senin cennetin yapmaya gidiyorum…
Güneşi alıp gelicem… Rüzgârı, denizi, maviyi alıp gelicem…
Çiçeklerle donatıcam dört bir yanını…
Benliğimi sana adamaya gidiyorum…
Ömründe hiç sevilmediğin kadar sevilmeye hazır mısın ?


Yaşatamadım

21 06 2008

Şimdilerde katiliyim bütün aşklarımın…
Sende gidiyorsun ya…
Bir can damarım daha eksiliyor yüregımden…
Kaç intihar kokusu daha salacagım ayrılıkara…
İsyanım olursun gidersen…
Bir ömür gözü arkada kalmışlıgım olursun…
Bu yorgun yürek,
Bu yorgun beden kabullenemez bir başka sevgiyi…
“Canım” demek artık zor gelir bir başkasına…
Sen gidiyorsun yaa…
Bütün günahlarımız benim olsun…
Ve sen o “cennet” yüregine çok iyi bak…
Kirletmesinler seni kanatsızım…
Gidişine sitem değildir bu satırlar…
Sadece itiraf ediyorum ve bil istiyorum…
Bil ki; hak ettiklerini yaşatamadım sana…



Hayat Ben Sana Ne Diyeyim

21 06 2008

Hayat Ben Sana Ne Diyeyim

ne çocukluğumu yaşadım ne gençliğimi

ben bilirim o yıllar neler çektiğimi
misketlerim yoktu belki oynayacağım
yoktu bir amacım sarılacağım

gençliğim boş İstanbul sokaklarında geçti benim
boş bakışlarda aradığım mutluluğun resmiydi belkide
attığım her adım belaya tutsak
mutluğun resmini öfkeli bakışlarda silmiştim belkide

ben hayatı anlamaya çalışdıkça
binbir tuzaklar koydu yollarıma
uzaklaşıyordum belki ondan da
ama yiğitler bitmez boş İstanbul sokaklarında

artık göz yaşıma sığdırdımışım hayatı
her damlada atıyorum içimden
mutluluğun resmiyle beraber
anlamıştım artık hayatım hayata tutsak

ne insanlar tanımıştım köhne bar köşelerinde
artık kaybolmuştum boş içki şişelerinde
eriyordum siliyordun ey hayat beni de
tüm acıları yaşıyordum bu yorgun bedenimde

hayatımı hayatın içinde değiştirme vakti geldi
akan göz yaşlarımı silme vakti
boş İstanbul sokaklarını doldurma vakti gelmişti
ben beni bulmuştum artık

kim derdi hayatlar yalnız yaşanır
herkes kendi hayatını yaşar
oysa ki uzaklarda benim hayatımı ben gibi yaşayan biri varmış meğer
adını bilmediğim yüzünü görmediğim sadece duygularda sevdiğim

bu bizim şiirimiz olsun seninle yazdık farzet
hiç görüşemesekte hayaller içinde yaşasakta beraber
bu bizim şiirimiz olsun yıllar sonrada dilimizden düşmeyen
ben seninle boş İstanbul sokaklarındaki mutluluğun resmini çizdim



A r t ı k

21 06 2008


Rüzgar yari sürükle kalbime
Yağmur gözyaşlarım olmasın artık
Bulut yarin üstüne seril
Güneş onu benim gibi yakmasın artık

Gül yari çağır kokunla
Dikenler elime batmasın artık
Yaprak yare bir fısılda
Toprak onu benim gibi çekmesin artık

Aşkım tezgah olan kalbimde serili
Yarim onu hergün deşme artık
Yar aşk bıçağını bileme gözyaşımla
Bırak paslansın bıçak kesmesin artık

Çarmıha gerildim kulpsuz bir dolapta
Ayak seslerini duyamam artık
Maziye sen git fotoğraflarla
İstesem de geri gelemem artık

Balıklar ağlayıp da deniz tuzlu olmasın
Dalgalar sahile vurmasın artık
Aşkım imdat deyip kurtulsun elinden
Tuzlu sularda boğulmasın artık

Çeşme yaptırın her yerine yeryüzünün
Mecnunlar çölde susuz kalmasın artık
Şifresi çözülsün bütün kalplerin
Sevginin kıymeti bilinsin artık…



Hangi Ayrılık

21 06 2008

Hangi gün karar verdin,
Küt diye çekip gitmeye?
Hangi lafım dokundu sana,
Böyle inceden inceye?

Hangi otobüs söyle,
Hangi uçak, hangi tren;
Seni benden götüren,
Beni bir kuş gibi öttüren?

Hangi kırılası eller dolanır şimdi,
Kırılası belinde?
Hangi rüzgar şarkı söyler,
O ay tanrıçası teninde?

Hangi çirkin gerçek uğruna,
Tükettin güzel ütopyamızı?
Hangi boşboğazlara deşifre ettin,
En mahrem sırlarımızı?

Hangi cama kafa atsam;
Hangi kapıyı omuzlayıp kırsam?
Hangi meyhanede dellenip,
Hangi masaları dağıtsam?

Ben de bu sersem başımı,
Karakolun duvarına vursam!
Kendimi caddeye atıp,
Arabaların altına savursam!.

Hangi tercih beni,
En hızlı şekilde öldürür?
Hangi şekil öldürmez de
Ömür boyu süründürür?

Kayıp ilanı mı versem,
Şehir şehir dolanmak yerine?
Ödül mü koysam, ölü veya diri,
Seni bulup getirene?

Hangi ayrılık var ki,
Böyle diş ağrısı gibi, durmadan zonklasın?
Hangi cam kesiği var ki
Böyle musluk gibi, içime damlasın?

Hiç sanmam, hasta kalbim,
Bunu bir süre daha kaldıramaz..
Feriştah olsa, böyle
Eli-kolu bağlı, bekleyip duramaz!..

Hangi mübarek dua,
Hangi evliya tesir eder, seni döndürmeye?
Hangi aptal mazeret ikna eder,
Ateşimi söndürmeye?

Olur mu be, olur mu?
Bu da benim gibi adama yapılır mı?
Aşk dediğin mendil mi;
Buruşturup bir kenara atılır mı?

Vefa bu kadar basit mi?
Alınır mı, satılır mı?

Hangi hırsız çaldı
Seni yırtık cebimden?
Hangi pense kopardı,
Bizi birbirimizden?

Hangi uğursuz hamal taşıdı valizini?
Hangi çöpçü süpürdü,
Yerden bütün izini?

Hangi yaldızlı otel,
Çarşaf serip barındırdı?
Hangi süslü manzara,
Seni kolayca kandırdı?

Hangi şarlatan imaj,
Böyle çabuk ilgini çekti?
Hangi pembe vaatler,
O saf kalbini cezbetti?

Dağ gibi adamı eze-eze,
Hangi anası tipli parlak çömeze
Hangi alemlerde kahkahanı ettin meze?

Hangi yamyamlara yedirdin,
O masum rüyamızı?
Hangi mahluklar çiğnedi,
El değmemiş sevdamızı?

Hangi bıçak keser şimdi,
Benim biriken hıncımı?
Hangi mermi dağıtır,
İnsanlara olan inancımı?

Hangi bekçi,
Hangi polis artık zapteder beni?
Ve hangi su bağışlatır,
Hangi musalla temizler seni?

Hangi sevgili var ki
Senin kadar duyarsız ve kalpsiz?
Ve hangi sevgili var ki
Benim kadar çaresiz?

Hangi ayrılık var ki
Böyle kanasın ve böyle acısın?
Ve hangi taşyürek var ki
Benim kadar ağlasın?